• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anasayfa arrow Diyoruz ki arrow Haiti Gerçeği
Haiti Gerçeği Yazdır e-Posta
Çarşamba, 03 Şubat 2010
Image12 Ocak 2010… 23 Ocak 2010’da, hükumetin yaptığı açıklamaya göre, yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği Haiti Depremi…

Sonuçlarından biri olarak, 26 Ocak 2010’da, 150 binin üzerinde cesedin toplu mezara gömülmesini sayabileceğimiz, 7.0 Richter büyüklüğündeki o deprem… 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nden sonra, duymaya pek alıştığımız, “Deprem öldürmez, bina öldürür.” cümlesini yinelettirdi bir kez daha. Neden Haiti’de 7.0 Richter büyüklüğündeki depremde 150 bini aşkın kişi ölürken, Türkiye’de Gölcük Depremi’nde 7,5 Richter büyüklüğündeki depremde 17 bini aşkın insan veya Japonya’daki 6,9 Richter büyüklüğündeki depremde 1, evet bir kişi ölüyor? Maharet binalarda mı? Bu ülkelerdeki binalar arasındaki fark mı, ölü sayılarının arasına bu denli uçurum koyan? Öyleyse bu fark nasıl kapanır? Kapanabilir mi ya da?

Haiti, asıl adıyla Haiti Cumhuriyeti, Amerika’da, Karayip Denizi’nde bir ada ülkesi. Kristof Kolomb’un 1492'de yeni dünyanın keşfinden sonra, Hispaniola adını verdiği bu ada, Avrupa'dan gelip "yeni dünyayı fethedenler"in üslerinden biri haline geliyor o zamanlar. “Ne var ki 1494'ten 1508'e kadar 3 milyonun üzerinde insan savaştan, kölelikten ve madenlerden dolayı yok olmuştu. Gelecek nesillerde buna kim inanacaktır?” diyor, o zamanlarda yaşamış İspanyol Katolik rahip Bartolome de Las Casas, Türkçe'de de Kızılderili Katliamı adıyla yayınlanmış kitabında.

17. ve 18. yüzyıllarda ise adanın bugünkü Haiti olan 3'te 1'lik batı kısmı Fransız deniz korsanlarının eline geçiyor. Fransızlar burayı İspanyol ve İngiliz gemilerini taciz etmek için kullanıyorlar. Daha sonra, Saint-Domingue adını verdikleri adanın bu kısmında şeker ve kahve üretimine başlıyorlar. 1780'lerde Avrupa'da tüketilen şekerin %40, kahvenin ise %60 kadarını üreten Saint-Domingue, Fransız İmparatorluğunun 18.yüzyıldaki en zengin sömürgelerinden biri haline geliyor. Tahminlere göre, o dönemde şekerkamışı ve kahve ekim alanlarında çalıştırılmak üzere 790.000 kadar Afrikalı köle getiriliyor adaya. 1789 Fransız İhtilali ise Saint Domingue'nin geleceğini kökten etkiliyor. Kölelikten kurtulmuş siyahlar ve yerliler, ihtilalin getirdiği Vatandaş ve İnsan Hakları Bildirgesine göre kendilerinin de Fransız vatandaşı olduklarını ileri sürüyorlar. Haiti İsyanı'nı başlatan köleler Haitili liderler Toussaint L'Ouverture, Jean-Jacques Dessalines ve Henri Christophe önderliğinde bir silahlı güç haline geliyorlar. Yerliler ordusu Fransız güçleri ile Napoleon Bonapart'ın 1803'te gönderdiği orduyu yeniyor ve tüm bunların sonucunda, Haiti kendi yerli ismiyle 1804'te bağımsızlığını ilan ediyor. General Dessalines yönetimi eline alması ve 1805'te ilan ettiği Anayasa ile birlikte, Anayasaya göre herkes Haitili “siyah” olarak tanımlanıyor ve din özgürlüğüne sahip oluyor. Ancak Fransa 800 şeker tarlasını ve 3 bin kahve üretim alanını yok ederek, ülkenin birincil geçim kaynaklarına darbe indiriyor. Tüm bunlara ek olarak, bir de 150 milyon Fransız altını, yani ülkenin yıllık ihracat gelirinin beş katını talep ediyor tazminat olarak. 1947’de borcunu ödemeyi ancak bitirebilen Haiti’nin bütçesinin % 80’i özgürlüğünün bedeli oluyor.
Kuzey ve Güney Amerika'da, Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra bağımsızlığını ilân eden ikinci ülke olan Haiti, yine ABD tarafından 1862’ye kadar tanınmıyor. I.Dünya Savaşı'nda ise 1915 yılından 1934'e kadar, işgal ve kontrol altında tutuluyor ABD tarafından. Tarihi boyunca darbe, katliam ve iç savaşlardan kurtulamayan Haiti bir de dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmasından sebep, açlık ve türlü hastalıklarla da boğuşuyor.

Haiti depreminin üzerinden neredeyse dört hafta geçti; ancak hala enkaz altından çıkarılamayan cesetlerin, sokaklarda yağmaların, açlıktan, çaresizlikten birbirlerini öldüren insanların haberlerini alıyoruz gün be gün. 1 Şubat’ta, 33 Haiti’li çocuğu kaçırmaya çalışan bir grup Amerikalı’nın yakalandığını öğrendik son olarak. Felaketin etkileri dinmiyor. Yardım eli uzatan (!) iki isim var yine. Biri Birleşmiş Milletler, biri ABD. 12 Ocak’tan beri hiçbir yardım alamayan yüzlerce Haitili’nin çıkardığı karışıklığa cevap olarak, havaya ateş açan ve göz yaşartıcı gaz kullanan Birleşmiş Milletler… Depremden hemen sonra, Haiti havaalanında 10 bin asker konuşlandıran ABD…  Çok değil, bundan on altı yıl önce, Orta Afrika’daki 9 milyon nüfuslu Ruanda’da, 1 milyon insanın öldürülmesine sebep olan Ruanda Soykırımı’nda, rakamsal sonuçların böylesine korkunç boyutlara ulaşmasına dolaylı değil, doğrudan sebep olan BM ve ABD…  Somali İç Savaşı’nda ülkenin güvenliğini sağlamak için (!) seferber olan BM ve ABD… Ha bir de tabii ki Haiti’yi tarihinin en başından beri sömüren, bu denli fakirleşmesine sebep olan Fransa. Yine o Ruanda Soykırımı’nda, özellikle bölgede katliamı başlatan Hutu'ların engellenebileceği zamanlarda, Birleşmiş Milletler'i işlevsiz kılmaya yönelik diplomatik girişimleri had safhada olan; Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand, “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.” şeklinde beyanı olan Fransa… 1992 yılında Ruanda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları'nı eğitmek için bölgede bulunan emekli Ulusal Jandarma Müdahale Grubu Komutan Yardımcısı Thierry Prungnaud’un “1992 yılında Fransız askerlerinin Ruandalı sivil milislere atış eğitimi verdiğini gördüm.” iddiasında olduğu Fransa…

Şimdi soruyorum. Milletler bu denli birleşmişken, Haiti nasıl olur da kurtulmaz? Haiti, BM’nin, ABD’nin bölgedeki desteğine rağmen (!) kurtulmazsa nasıl kurtulur? Bağımsızlığını asilce kazanmış olmasına rağmen sömürülmekten, fakirleşmekten kurtulamamış bir millet, bu felaketten sonra nasıl sarar yaralarını? Dünya, ABD Başkanı’nın “siyah” olmasını, zafere çıkan yolda zirve sayadursun, Güney Amerika’da, Afrika’da insanlar “siyah” olmanın bedelini daha kaç asır ödeyecek? “Deprem öldürmez, bina öldürür. Maharet binalarda mı?” demiştim ilk paragrafta. Maharetin sadece binalarda olmasını dilerdim. Bu maharetli binaları herkesin dikebilmesini bir de…

Ayça Gamze Türkdoğan

 

 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement