• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anasayfa arrow Diyoruz ki arrow Harç Zamlarına Karşı Mücadelemiz Yargılanamaz
Harç Zamlarına Karşı Mücadelemiz Yargılanamaz Yazdır e-Posta
Perşembe, 14 Ocak 2010

Image2009 yazı birçok insan için pek çok sıkıntıyla başlamıştı. Yaklaşık bir yıl önce ortaya çıkan küresel ekonomik kriz etkilerini iyice göstermeye başlamış, zaten kıt kanaat geçinen insanlar ekonomik açıdan darboğaza girmeye başlamışlardı.

İşsizlik sürekli olarak artıyor, 10 milyon işsiz, 11 milyon kredi borçlusu insan bulunmakta ve sayıları da her istatistik açıklandığında artmaktaydı. Bir örnekle, Şubat 2009’dan, Haziran 2009’a, işsiz sayısı 1,5 milyon artmıştı. Bunun üzerine bir de ülkenin %13,8 küçülmesi gündeme gelmiş, büyüme eksilere geçtiği için de bütçe açığı %20’leri bulmuştu. İnsanlar, yazı bu tablo altında, güç bela karşılıyorlardı.

Yaz ortasına doğru, 7 Temmuz’da Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından üniversite harçlarına yapılması planlanan zamlar basına yansıdı. Habere göre örgün eğitim gören öğrencilerin harçları %8 artışla 71 TL ile 591 TL arasında değişen fiyatlara yükselecek, ikinci öğretimlerde ise bu oran %500’leri bulacak ve kimi bölümlerdeki öğrenciler 8.000 TL’nin üzerinde harç ödemek zorunda kalacaklardı. Emekçilerin, memurların, işçilerin, emeklilerin, öğrencilerin gündemine bomba gibi düşen bu haber, zaten açmazda olan insanları iyice telaşlandırmıştı.

Başta öğrencilerin üniversite harçları, kayıt paraları gibi, olmaması gerektiği halde, emek-sermaye ilişkisi içerisinde bulunduğu durumlar olmak üzere, öğrencilerin haklarını korumak ve hak talep etmek üzere kurulmuş olan Öğrenci Gençlik Sendikası da bu duruma tabi ki de el atacaktı. Haberin açıklandığının hemen ertesi günü Eskişehir’de bunun yapılmasının mümkün olamayacağına dair bir basın açıklaması yapıldı ve ardından, hemen iki gün sonra Eskişehir halkının yoğun desteğiyle yapılan ilk büyük protesto eylemi gerçekleştirildi. İşte tam bu noktada kıyamet kopmaya başlayacağını gösteriyordu.

Başta İstanbul, Ankara, Eskişehir olmak üzere, Mersin’de, Bursa’da, İzmir’de, Hatay’da, Sakarya’da, İzmit’te, Denizli’de, Balıkesir’de öğrenciler Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç-Sen) öncülüğünde sokaklara dökülmüş ve bu zamların yapılmasının bu şartlarda ve hiçbir zaman mümkün olmadığını haykırmaya başlamışlardı. İlk protestoların ardından kendilerine bir muhatap arayan öğrenciler soluğu rektörlerin karşısında aldılar. Öğrenciler tatilde olduğundan zammı daha rahat gerçekleştirebileceklerine düşünmüş olacaklar ki, yaz ortasında, sessiz sedasız böyle bir şey fısıldamışlardı. Ama Genç-Sen öğrencilerin haklarını talep edecekti ve olayın peşini bırakmadı. Yaz ortasında, tatil, sıcak dinlemeden zamlara karşı durmaya devam etti. Tam 8 ilde üniversite rektörlükleriyle görüşme yapan Genç-Sen’liler hep aynı cevabı almışlardı. ‘Bizim bir alakamız yok’. Rektörler, rektörlükler zamlarla alakaları olmadığını iddia etmiş, zammın YÖK tarafından belirlendiğini, kendilerinin böyle bir talepleri olmadığını belirtmişlerdi. Hatta bazıları, zammın yapılmaması gerektiğini, kendilerinden hiç beklenmediği halde, eğitimin parasız olması gerektiğini kabul bile etmişlerdi!

Rektörlerin ardından gözünü ikinci adrese, YÖK’e çeviren öğrencilerin karşısına bu sefer başka bir kapı açıldı. İstanbul’da, şehrin merkezinde The Marmara Oteli’nde bir ‘yükseköğretim çalıştayı’ düzenlenecek, öğrencilerin ve üniversitelerin geleceği hakkında kararlar alınacaktı. Milli Eğitim Bakanı’nın, YÖK Başkanı’nın, rektörlerin katılacağı bu çalıştayda, nedense öğrencilere söz hakkı vermek hiç kimsenin aklına gelmemişti. Öğrenciler için var olan, asıl görevi öğrencileri temsil etmek olan Genç-Sen ‘Kriz Günlerinde Harç Zamları’ dosyasını sunmak ve öğrencilerin de söz hakkı olduğunu belirtmek için çalıştayın yapılacağı yere gelmişti. Önce polis ve güvenlikler tarafından engellenmeye çalışılan öğrenci temsilcisi sonradan içeri alınmak zorunda kalmış ve toplantıda, öğrenciler adına, öğrencilerin hakkı için sözünü söylemişti. Ancak bu esnada, aşağıda, otelin önünde bekleyen başka bir öğrenci grubu da polis tarafından gözaltına alınmaya çalışılmış, Genç-Senli öğrencilerin de direnmesine rağmen polis otobüsüne bindirilmekten kurtulamamışlardı. Öğrenciler adına karar alınan bir ortamda öğrencilere yönelik tutum bir kez daha kendini açığa çıkarmıştı.

Sıra ikinci adresteydi. Bakanlar Kurulu’na zam oranlarını sunan YÖK. YÖK Başkanı tatilde olduğu için görüşmeye ‘katılamamış’, onun yerine YÖK Başkanvekiliyle görüşülmüştü. Yapılması planlanan zamların neye göre belirlendiği sorulması üzerine, konunun kendileriyle bir ilgisi olmadığını, zamların Bakanlar Kurulu’nda belirlendiğini ifade etmişti. Kendileriyle bir ilgisi yoksa resmi internet sitelerinde bulunan bilgilerin ne olduğu sorulması üzerine de ‘Onlar bizim kendi aramızda konuşmalarımızdı’ gibi bir cevap vermişti. Miktarları kim belirlerse belirlesin, bu oranların çok yüksek olduğunun, kriz koşullarında bunu ödemenin mümkün olamayacağının, kimi öğrencilerin maddi imkânsızlıklar sebebiyle okuldan ayrılmak zorunda kalacaklarının hatırlatılması üzerine ise, ‘Biz bu konuyu daha önce hiç düşünmemiştik, aslında haklısınız, şimdi düşünüyorum da aslında fakir öğrencilere ayrılacak bir ödenekle onların mağduriyetini giderebiliriz’ gibi gerip bir cevap verebilmişti.

Rektörlükler ve YÖK bu açıklamaları yaparken, sokaklarda durum değişmeye başlıyordu. Her basın açıklamasında bir öncekinin iki katı insan sokaklara çıkıyor, Öğrenci Gençlik Sendikası ‘kendi hayatlarını durduran’ zamlara karşı ‘hayatı durduran’ eylemler yapıyorlardı. Türkiye’nin dört bir tarafında yüzlerce öğrenci sokaklara dökülüyor, anne-babalarıyla, kendilerini destekleyen komşularıyla, esnafla, hep birlikte ‘Harçlara Değil Maaşlara Zam’ diye haykırıyorlardı. Öğrencilere artan destek her geçen gün büyüyor, işçinin, memurun, emeklinin maaşına yapılan %1, %5 gibi komik zamlara karşın, harçlara yapılması planlanan %500’lere varan zamlara herkes karşı koyuyordu.

Öğrenci Gençlik Sendikası, yaptığı görüşmeler sonucunda somut bir sonuç alamamış ve rotasını belirlemişti. Harç zamlarının görüşüleceği gün Bakanlar Kurulu toplantısının yapıldığı yerde olacak ve bu %500’lük zammı yaptırmayacaktı. Haftalar boyunca her yerde bunu haykırdı, tüm illerde yeniden sokaklara çıktı. ‘Harçlara zam yaptırmayacağını’ öğrencisine, velisine, herkese ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ diyerek duyuruyordu. Tüm eylemlere veliler de sonuna dek destek veriyor, söz alarak öğrencilerin mücadelelerinin haklılığını vurguluyorlardı.

9 Ağustos Pazar günü, akşam saatlerinde, sanki öğrencilerden saklar gibi açıkladılar Bakanlar Kurulu tarihini. Ertesi sabah erkenden toplanacaklardı. Zamların konuşulacağı gün Ankara’da olacaklarını her yerde haykıran Genç-Sen’liler o gece otobüslerine, trenlerine atlayarak soluğu Ankara’da aldılar. O %500’lük zammı yaptırmamakta kararlıydılar. Sabah erkenden dikildiler bakanların karşısına, tüm yanlış yönlendirmelere rağmen. Saatlerce bekletildiler Ankara sokaklarında. Ama Ankara halkı desteğini hiç esirgemedi. Sabahtan akşama kadar öğrencilerle beraber oturdu, su getirdi, simit getirdi öğrencilere. Aldı megafonu eline, kendi durumunu, kendi çocuğunu anlattı. Kimisi memurdu, kimisi emekli; üç çocuğu okuyan da geldi, beş çocuğu olan da. Sadece desteklemek için gelenler vardı, geçerken uğrayıp gidemeyen, halay çekmeye başlayan da vardı. Tüm yaz döneminde olduğu gibi Genç-Sen’liler Ankara’da da dayanışmayı büyütmüş, ailelerle birlikte olmuş, hep birlikte haykırmışlardı yalnız yürümeyeceklerini.

Gün içerisinde MYK üyelerinden oluşan temsilciler bakanlıklarla görüşmeler yapmış, bakan özel kalem müdürlerinden bakanla görüşme sözü almışlardı. Akşama kadar bekletildikten sonra, bakanların kaçar adım binayı terk ettiklerini gören temsilciler bakanlarla görüşmek istediklerini tekrar dile getirmişler, etraflarını saran 60 polis tarafından gözaltına alınmak istemişlerdi. Bunun üzerine 200 metre ileride arkadaşlarını bekleyen Genç-Sen’liler arkadaşlarının yanına giderek arkadaşlarını güvenli bir şekilde almak istemişlerdi. Ancak polis şiddetle karşı çıkmış, bir adım bile yürütmemişlerdi. Bundan sonrası artık televizyonlardan da bildiğimiz görüntüler. Sadece ‘okumak’ isteyen öğrenciler, çocuğunu okutamayacağı için endişeli Ankara halkı, günlük alışverişini yapmış, elinde yoğurdu-ekmeğiyle evine dönen amca, herkes polisin gazından, copundan nasibini almıştı. Sanki ekonomik krizin sorumluları öğrenciymişçesine, sanki ‘aç’ kalmamanın haricinde başka bir şey istiyorlarmışçasına coplandı öğrenciler polis tarafından. Tekmelendiler, kafalarına coplarla vuruldu, Ankara’nın öbür ucuna kadar kovalandılar. Ankara halkının desteği yine de devam etti. Bazı öğrencileri sakladılar, bazılarını gidecekleri yerlerine kadar bıraktılar. Çünkü haklıydı öğrenciler, çok masum bir talebi haykırıyorlardı.

Mücadele işe yaramıştı, çünkü artık hiç kimse %500’lerden bir daha bahsedemez olmuştu. Bakanlar Kurulu harçlara ancak %8 zam yapabilmişti. YÖK geri adım atarak ‘Bizim zam talebimiz olmamıştı’ demek zorunda kalmıştı. Ancak Genç-Sen %8’i de geri çektirmekte kararlıydı. Ve alınması planlanan harçların iptali için dava açtı. 26 Ağustos günü yaptıkları basın toplantısıyla Danıştay’a dava açtıklarını açıkladılar. Türkiye’de ilk defa harç zamları yargıya intikal etmişti.

Mücadele kazanılmıştı ancak devlet Genç-Sen’lilerin mücadelesini yargılamaya kalkışıyordu. 10 Ağustos günü tam 14 arkadaşımız gözaltına alınmıştı. Bazı arkadaşlarımız taciz edildi. Yediğimiz, gazlar, coplar, tekmeler yetmezmiş gibi. Şimdi de bu eylemden ötürü tam 40 arkadaşımıza dava açıldı ve biz de bu davanın takipçisiyiz. İşçilerin maaşlarına bırakın zam yapmayı, işten atıldığı o günlerde ‘Harçlara değil, maaşlara zam’ diyen Genç-Sen’lilere dava açıldı. MYK üyesi 4 arkadaşımıza bu ‘izinsiz’ yürüyüşü yönettikleri gerekçesiyle 1,5 yıldan 3 yıla kadar; polisin kullandığı gaza, copa karşı durmaya çalışan 5 arkadaşımıza ‘izinsiz eyleme müdahale sırasında cebir ve şiddet göstererek polis memurlarına saldırdıkları ve mukavemette bulundukları’ gerekçesiyle 3 yıldan 5 yıla kadar, aralarında eyleme katılmayanların da bulunduğu 31 arkadaşımıza da eylemlerini sürdürdükleri gerekçesiyle 1,5 yıldan 3 yıla kadar dava açıldı.

19 Ocak’ta o davanın ilk duruşması görülecek. Harç zamlarına karşı mücadele eden Genç-Sen’in mücadelesini yargılamaya çalışacaklar. Ancak Genç-Sen kararlı. Aynen kapatma davasında olduğu gibi. Uluslar arası anlaşmalarla kazanılmış sendika kurma hakkına rağmen, öğrencilerin emek-sermaye ilişkisi içerisinde olmadığı iddia edilerek sendika kapatılmaya çalışılıyor. Genç-Sen kapatma davasına da direniyor. Çünkü harçlar, kayıt paraları, eğitimin her geçen gün ticarileşmesi, Bologna Süreci’nin işletilmeye çalışılarak üniversitelerin git gide daha ‘lüks’ hale gelmesi, öğrencilerin ne denli emek-sermaye ilişkisi içerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Kapatma davasına karşı direnen Genç-Sen’liler, harç zamlarına karşı direndikleri gibi, mücadelelerinin yargılanmasına da direnmeye kararlı.

11-19 Ocak haftası, Genç-Sen tarafından ‘Harç Zamlarına Karşı Mücadele ve Adalet Haftası’ olarak ilan edildi. Yaz döneminde harç zamlarına direnen öğrencilere müdahale ettikleri gibi, haklarının ellerinden alınmasına direnen işçilere uygulanan ‘adalet’in de gündem de olduğu şu günlerde bu direniş oldukça anlamlı. Genç-sen’liler kendi mücadeleleri için direnmekte kararlı. Genç-Sen’liler işçilerle birlikte, hakları için, bütün adaletsizliklere karşı mücadele etmekte kararlı. Ve kazanacaklarından da şüpheleri yok. Tıpkı birkaç ay önce %500 zammı %8’e çektirerek kazandıkları gibi. Tıpkı dönem başında hukuksuz bir şekilde alınan kayıt paralarını Adıyaman Üniversitesi’nde, Atatürk Üniversitesi’nde geri aldıkları gibi.

Hilmi Kaan

Son Güncelleme ( Çarşamba, 03 Mart 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement